Şems-i Tebrizi

Şems-i Tebrizi Şiirleri

Şems-i Tebrizi Şiirleri
Şems-i Tebrizi Şiirleri

Hazreti Şems‘in (kuddise sirrûh) hiç şiiri olmadığı sanılmaktadır. Ancak kendisine isnad edilen (atfedilen) şiirler de yok değildir. İşte bunlardan bir tanesi;

Bilhamdilillah direm Allah
Alıp aklımı fikrullah
Dilimden zâtın esması
Bana üns oldu zikrullah
Salâtullah selâmullah
Aleyke ya Resûlullah

Cemâl-i zâta ermektir.
Görünen kendi zâtıdır
Değil sanma ki gayrullah
Salâtullah selâmullah
Aleyke ya Resûlullah

Ben ol pervâneyim geldim
Düşüp aşk oduna yandım
Yanuban küllü yandım
Beni yaktı aşkullah
Salâtullah selâmullah
Aleyke ya Resûlullah

Gönül ayinesin sûfi
Eğer kılar isen sâfi
Açılır sana bir kapı
Ayân olur Cemâlullah
Salâtullah selâmullah
Aleyke ya Resûlullah

Şems-i Tebriz bunu bilir
Ehad kalmaz fenâ bulur
Bu âlem küllü mahvolur
Hemen bâki kalır Allah
Salâtullah selâmullah
Aleyke ya Resûlullah

“Makalat”taki Şems’in konuşmalarında gerek epigraf olarak, gerekse konuşma aralarında geçen şiirler mevcuttur. Şems bu şiirler için şöyle der:

“Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman, bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. Sen de vaazın sonunda sözden kesiliyorsun. Bugün bazıları vardır ki, mana galebesiyle dilleri tutulur. Mevlâna’da (k.s) böyle bir hal yoktur. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. Bu halk benim sözlerime alışamamakta haklıdır. Bütün sözlerim Kibriya (ululuk) yönünden gelmektedir.” (Gençosman, 1974:99)

Ne Şems-i Tebrizi‘yi ne de Mevlâna’yı şiirle olan ilişkilerinde salt şair olarak niteleyemeyiz. Asırlardır dillerden düşmeyen hikmetli sözlerini şairlik sıfatıyla tanımlamak yanış olur. Onları herhangi bir şaire benzetmek doğru değildir. Zira, bir şairdeki zeka ve akıldan ziyade onları yönlendiren, coşturan, inciler döktüren ilahi cezbedir. Onlar Hakk aşığı, insan-ı kamil olarak Yaradan’a yönelmişler ve teslimiyetle nihaileşmişlerdir. Onların sözleri şiirsel bir coşkunluktur, içten gelen coşkun bir konuşma şekli… Mevlâna, “Ben şiir yazmıyorum, benim konuşmam budur” sözleri bunu izaha kafidir.


Şems-i Tebrizi Hazretlerinden Şiir Tadında

Hiç gereği yokken hayatına giren insanlar.
Hiç gereği yokken karşına çıkarlar.
Hiç gereği yokken gününü haftanı ayını belkide yıllarını alırlar.
Hiç gereği yokken gece-gündüz aklından geçen her düşünceye bulaşırlar.
Hiç gereği yokken seni istemediğin kadar mutlu ederler.
Sonra Hiç gereği yokken hayatından çıkıp giderler.

Anladım ki meğer gerçek dost aşk Mevla imiş.
Ne beni unuttu nede bıraktı.


Arza hacet yok, halim sana ayandır.
Dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır.
Söze lüzum yok, susuşum sana kelamdır.
Kelama ihtiyaç yok, aşk sana figandır.


Yaşarım mutlu olurum, yaşarım mutlu ederim,
Tabi ki mutsuz da olurum ama yaşadığım sürece umutsuz, şükürsüz olmam.

Aldatmaya çalışanlar aldanırlar,
Güvenim kaybedilir hep ama ben hep kazanırım.


Hüzün ki en çok yakışandır aşıklara.
Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık.
Ne de olsa biz mahzun bir Peygamber’in (s.a.v) ümmeti değil miyiz?
Hüzün taze tutar aşk yarasını.
Yaramdan da hoşum, Yarim’den de..


Şems-i Tebrizi Şiirleri

Şems-i Tebrizi Hazretleri