Hikayeleri

Mesnevi’den Kısa Hikayeler

Mesnevi'den Kısa HikayelerMesnevi’den Kısa Hikayeler, Mesnevi-i Şerif

AMBAR VE FARE
Bizler şu dünya denilen ambarda buğday toplayan kişiler gibiyiz. Ambarımıza buğdayları dolduruyoruz, ama topladığımız buğdayın bir yandan eksildiğinin farkında değiliz.

Buğdayımızın böyle azalmasının sebebinin, ambara giren fare olduğunu hiç düşünmüyoruz. Bu farenin çeşitli hile ve tuzaklarla ambarımızdaki buğdayı boşalttığını göremiyoruz. Fare bizim ambarın altına delikler açmış. Koyduğumuz buğdayı sürekli yiyor. Emeğimiz boşa gidiyor.

    Ey Hakk’ı talep eden kişi! Önce fareden kurtulmanın çaresini bulmak gerekir. Fareyi uzaklaştırdıktan sonra, ancak ambarını istediğin gibi doldurursun.

    Yaptığımız bütün güzel ameller, işler, ibadetler, insani davranışlar, yardımlar bizim için Ahiret ambarına attığımız birer sevap buğdayıdır. Bu manevi ambarın hırsızı olan fare nefsimiz ve onun arzularıdır.

    Yaptığımız amellerin boşa gitmemesi için, nefis faresini gönül ambarından kovmayınız.


HAZRETİ HUD’UN (A.S) VE ŞEYBAN-I RAİ’NİN ÇİZGİSİ
Hz Hud (a.s) kavmine Allah’ın azabı geleceği zaman, kendisine inananları bir araya topladı. Onların etrafına bir çizgi çekti. İsyan edenleri helak etmek için Allah’ın gönderdiği şiddetli fırtına, çizginin içindekilere sabah yeli gibi tatlı esti ve inananları incitmedi. Çizginin dışında kalanları ise havalarda uçarak yerlere çarptı.

Ümmet-i Muhammed’in evliyalarından olan Şeyban-ı Rai de Cuma namazına gideceği zaman, çobanlık yaptığı koyunların etrafına bir çizgi çekerdi. Kurtlar sürüye saldıramadığı gibi, o çizgiyi aşıp koyunların yanına ulaşamazdı. Hiçbir koyun da çizgiden dışarı çıkmazdı.

    Çizdiği çizgiyle kurtların ve koyunların arzularına engel olan Şeyban-ı Rai gibi, peygamberlerin yolundan giden Allah dostları da sevenlerini dinin ölçülerinin çizgisinde tutar.

HANNANE DİREĞİNİN İNLEMESİ
Medine’de yapılan ilk mescitte, minber yoktu. Cuma günleri Peygamber Efendimiz ayakta hutbesini okurken, mihrabın yanındaki hurma direğine dayanırdı. Bu, sekiz sene böyle devam etti. Bu zaman zarfında Müslümanlar çoğalmıştı. Cemaat kalabalık olduğu için Müslümanlardan bir kısmı, Peygamberimizin mübarek yüzünü göremiyordu. Bunun için üç basamaklı mütevazı bir minber yapıldı. Peygamber Efendimiz bu minber üzerine çıkıp hutbesini okumaya başlayınca; daha önce hutbe okurken dayandığı hurma direğinden inleme sesleri gelmeye başladı. Kundaktaki bebeğin ağlama sesine benzer sesler işitildi.

Öyle ki mescitte bulunanlar bu inleme ve feryadı duydu. Cansız bir direğin böyle inleyip feryat etmesine sahabeler şaşırdılar. Peygamber Efendimiz yeni yapılan minberden inerek, inleyen hurma direğinin yanına gitti.

“Ey direk! Ne istiyorsun”? Diye sordu. Direk, “Senin ayrılığın yüzünden ağlarım. Daha önce hutbe verirken bana dayanırdın. Şimdi ise beni bırakıp, minberin üstüne çıktın.”

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ona, “Ey sırrı ahdine yoldaş olan ağaç! Söyle ne istiyorsun? Dilersen seni yemişlerle dolu bir hurma fidanı yapayım ya da cennette devamlı yemyeşil kalan, ölümsüz bir selvi fidanı mı olmak istersin?”

Direk, “Ya Resulallah! Ben ölümsüzlüğü ve baki olanı isterim” dedi. O direği, kıyamet günü insanlar gibi dirilmesi için yere gömdüler.

    Ey gafil! Bunu duyda bir ağaçtan aşağı kalma. Sen de Hannane direği gibi ayrılıktan inle ve Allah’ın davetine uy. Dünya işlerinden. Hakk’a yönelmeyi unutma. Hakk’a yönelen, Hakk’a yaklaşır. Hakk’a yaklaşan, lütfûna mazhar olur.

EBU CEHİL’İN ELİNDEKİ TAŞLAR
Bir gün Ebu Cehil, Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) denemek istedi. Avucunun içine taş parçaları saklayarak Peygamber Efendimiz’in yanına gitti.

“Göklerin sırrından haberin varsa ve gerçekten peygamber isen, bil bakalım avucumda gizlediklerim nedir?” diye sordu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdu: “Elindekilerin ne olduğunu ben mi söyleyeyim? Yoksa Hak peygamber olduğumu avucunda sakladıkların mı söylesin?” Ebu Cehil, “İkinci teklifin mümkün değil, olamaz” dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Allah’ın (c.c) kudreti, daha da ötesine kadirdir” buyurduğunda Ebu Cehil’in elindeki taşlar kelime-i şehadet getirmeye başladılar. Her bir taş “La ilahe illallah, Muhammeden resulullah” dedi.

Ebu Cehil taşlardan bu sözü duyunca öfkeyle onları yere attı.


BAKIŞ AÇISI
Bir gün Ebu Cehil, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v), “Haşimoğulları’nda, senden daha çirkini yoktur” dedi.

Peygamber Efendimiz, “Her ne kadar haddini aştınsa da yine de doğru söyledin” buyurdu.

Biraz sonra, Hz. Ebu Bekir Resulullah Efendimiz’in (s.a.v) yanına geldiğinde, “Ey güneş! Sen ne doğudansın ne batıdan, latif nurunla parla” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Değersiz dünya sevgisinden kurtulan aziz dostum! Sen de doğru söyledin” buyurdu.

Orada bulunan sahabeler bu durum karşısında şaşırdılar ve, “Ey insanların en şereflisi! Birbirine tamamıyla zıt şeyler söylendi. İkisini de doğru söyledin, buyurdunuz. Sebebi nedir?” diye sordular. Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdu: “Ben Hakk’ın kudret eliyle cilaladığı bir aynayım. Bana bakan, olduğu gibi kendini görür.”


HZ.YUSUF’UN (A.S) DOSTU
Çok uzaklardan şefkatli bir dostu Hz. Yusuf’a (a.s) ziyaret için geldi. Misafiri oldu. Hz. Yusuf, çocukluk arkadaşıyla oturup sohbete başladı. Hz. Yusuf’un (a.s) kardeşlerinin kıskançlığından, kuyuya atmalarından, zindanda geçen yıllardan, çekilen sıkıntıların sonunda ilahi yardımın yetişmesinden, uzun uzadıya konuştular. Sonunda Yusuf aleyhisselâm misafirine sordu: “Dostun kapısına eli boş gitmek, değirmene buğdaysız gitmek gibidir. Bize ne hediye getirdin?” Misafir utana sıkıla, “Sana armağan getirmek için birkaç şeye baktım, fakat hiçbirini sana layık görmedim. Altın madenine, altın kırıntısı götürülemez. Denize bir damla su hediye verilmez. Sana gönlümü ve canımı getirdim desem, Kirman’a baharat satmaya gitmiş olurum. Senin güzelliğinden başka, Mısır ülkesinin ambarında olmayan bir şey yok.

Ey gözümün nuru Yusuf’um! Sana armağan olarak ayna getirdim. Güneş gibi parlayan güzelliğine baktıkça, sevinir beni hatırlarsın. Zaten güzeller, hep aynaya bakar” dedi.

Koltuğunun altından çıkardığı aynayı Hz. Yusuf’a (a.s) sundu.

    Cenab-ı Hak mahşer gününde insanlara, “Kıyamet günü için, ne armağan getirdiniz?” diye soracak. Eğer o güne inanıyorsan, inkar etmiyorsan, neden hazırlık içinde değilsin?

    Azıcık olsun yemeyi içmeyi bırak da Hak’la buluşacağın gün için bir armağan hazırla. Geceleri az uyuyanlara katıl. Seher vakti günahlarının bağışlanmasını dileyenlerden ol.


Mesnevi’den Kısa Hikayeler

Ayrıca bakınız:
Mesnevi’den Hikayeler, Mevlana Sözleri, Mevlana Şiirleri

This Post Has One Comment

  1. tutku

    çok güzel ödevim vardı

Bir Cevap Yazın