Hayatı

Şems-i Tebrizi’nin Mevlâna Celâleddin’i İmtihanı

Şems-i Tebrizi'nin Mevlâna Celâleddin'i İmtihanı
Şems-i Tebrizi’nin Mevlâna Celâleddin’i İmtihanı

Ey Şems piştim, eridim erdir artık beni sırlar sırrına. Hala beni aşkın gizemli hazinesine davet etmeyecek misin?

Piştim mi diyorsun şimdi?

Elhamdülillah.

Ciddi misin?

Sübhanallah.

Samimi misin peki?

Amenna.

O halde son sınavına hazırsın.

İnşallah.

Yarın kuşluk vakti yaya olarak Sille’ye gideceksin. Rum şaraphanesinden bir testi şarabı ulu orta güpegündüz halkın gözü önünde sırtında taşıyarak dergaha getireceksin. Yapar mısın bunu?

Elbette.

Halk seni kınayacak ama.

Umurumda değil.

Ulema hakkında kötü fetvalar hazırlayacak ama.

Önemsemem bile.

Konya dedikodu kazanını kaynatacak ama.

Kazanları batsın.

Oldu o zaman. Yarın ola hayır ola, görelim samimi misin değil misin?

Ertesi gün kuşluk vakti Mevlana Celâleddin tek başına kimseye bir açıklama yapmadan yola düştü. Sille’den (Konya’nın Selçuklu ilçesinin 8 km kuzey batısında, antik bir Rum beldesi) bir testi şarap alarak sırtında terleye terleye dergaha geliyordu. Şarap testisi herkesçe bilenecek kadar şekli ve rengi ile diğer testilerden farklıydı. O gün hava açık ve güneşli olduğundan çoluk çocuk nerdeyse bütün halk dışarıdaydı.

Onu görenler gördüklerine inanamıyordu. Yıllarca kendilerine vaaz edilen, ilmihal öğreten alim diye övdükleri adam milletin gözü önünde sırtında şarap taşıyordu. Olacak şey değildi doğrusu. Sessiz düşünenler, içinden buğuz edenler yavaş yavaş seslerini Mevlana’ya duyuruyorlardı:

Yuh artık, yazıklar olsun. Şu işe bak. Bu ne biçim Müslüman. İçmek haramsa taşımakta aynı derecede günah dememiş miydi vaazlarında.

Örtülü kadınlar pencerelerden:

Eyvah ki, ne eyvah. Koskoca Mevlana’nın düştüğü hale bakın.

Dükkan önünde ki esnaflar;

Başımıza taş yağacak, hoca şarap taşırsa kıyamet yakın demektir.

Mevlana Celâleddin söylentilere, kınayıcı bakışlara aldırmadan yorgun ve bitap halde yaklaşmaktaydı dergaha. Ben ve birkaç derviş dergahın kapısının önünde onu beklemekteydik. Arkasında meraklı kalabalık ile kapının önüne geldi. Alnından ter akıyordu boncuk boncuk. Dervişlere su getirmelerini emrettim. Zümrüt yeşili mendilimle alnını sildim. Testi hala omzunda duruyordu. Halk olup bitenin sonunun nereye varacağının telaşındaydı. Mahşeri bir kalabalık oluştu. İçlerinde meraklı Hristiyan ve Yahudilerde vardı. Kapının önünde gece kapıyı kapattıktan sonra arkasına konulan büyük bir taş vardı. Taşın üzerine çıktım. Mevlana’nın omzunda ki testiyi elime aldım;

Ey gafiller, ey zahire amel eden şaşkınlar. Siz buraya Celâleddin’i yuhlamak, ayıplamak için toplandınız değil mi? Nasıl olurda alim, arif bir zat şarap taşır dediniz, onu adım adım takip ettiniz ve hakaretlerinizi sıraladınız. Siz ne çok yanılıyorsunuz. Siz şekli Müslümansınız. Size cüppe, tespih ve sakal yeter değil mi? Sağırsınız, körsünüz bundan beteri nankörsünüz. Bugün bütün Konya kaybetti. Bugün kazanan sadece Mevlana’ydı. Sille’den buraya şarap taşıdığına hükmettiniz. Alın şarabınızı zıkkımlanın!

Testiyi baş aşağı ters çevirip içindekini dökmeye başladığımda yere akan bembeyaz süttü…

Mevlana bile gördüğüne şaşırdı, diz çöktü yere ağlamaya başladı. Elinden tutup kaldırdım. Yanağından öptüm…


Şems-i Tebrizi’nin Mevlâna Celâleddin’i İmtihanı

Hayatı
Hz. Mevlâna & Hz. Şems

Bir Cevap Yazın